Günümüz Türkiye'sinde Bağcılıkta Yeni Yaklaşımlar

Dr.Öğrt.Üyesi Hayri SAĞLAM 10 Ocak 2021 Diğer Yazıları 293 -A+

GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE BAĞCILIKTA YENİ YAKLAŞIMLAR

Dr.Öğrt.Üyesi Hayri SAĞLAM, Dr.Öğrt.Üyesi Özlem ÇOKKAN SAĞLAM

Şeyh Edebali Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü / Bilecik

 

Giriş

Son kırk yıllık sürede tüm tarım sektöründe olduğu gibi bağcılıkta da önemli gelişmeler olmuştur. 1970'li yıllarda bir bağcıya dekardan 800-1000 kg kuru üzüm elde edebileceğini söyleseydiniz herhalde en iyi ihtimalle size güler geçilirdi. Ama bu rakamlar artık hayal olmaktan çıkmıştır. Üretimde seçilmiş materyaller kullanılmaya başlandı, modern üretim teknikleri uygulamaları ve bitki koruma alanında meydana gelen gelişmeler sonucunda artık dekardan 1000 kg a kadar kuru üzüm elde etmek mümkün hale gelmiştir.

Türkiye Bağcılığında Gelişmeler

Başlangıçta uygun destek ve terbiye sistemlerinin kullanımı birim alana ürün verimini artırmıştır. Önceleri birim alana daha fazla fidan dikilirken destek ve terbiye sistemlerindeki gelişmelerle dikilen fidan sayısı önemli düzeyde düşmüştür. Buna rağmen, verim azalmanın yerine önemli düzeyde artmıştır. 1970'li yıllarda yaklaşık 700.000 dekar bağ alanından 100.000 ton civarında çekirdeksiz kuru üzüm elde edilirken bu gün aynı alandan elde edilen kuru üzüm miktarı bazı yıllarda 300.000 hatta 330.000 tona ulaşmıştır.

Ülkemizdeki bağ alanlarında önemli düzeyde azalmalar olmuş, daha ikibinli yıllarda 650.000 dekar olan bağ alanı 2019 itibariyle 430.000 dekar sevilerine kadar inerken, üretilen üzüm miktarı azalmak yerine artmıştır.

Gübreleme uygulamalarında toprak ve yaprak analiz sonuçları dikkate alınarak en ideal verime ulaşmak temel amaç haline gelmiştir. Bu yolla hem yüksek ve kaliteli ürün elde edilirken hem de toprak kalitesi korunmaya başlanmış, toprakların çoraklaşmaması için gereğinden fazla gübre kullanmamak gerektiği artık tüm tarım sektörü tarafından biliniyor olmuştur. Yüksek verimin yanında bu verimin devamlılığının da çok önemli olduğu artık herkes tarafından kavranmış durumdadır.

Sulamanın önemi artık üretici tarafından çok daha iyi bilinmektedir. Vahşi sulama sistemlerinin yerini daha az su miktarının kullanıldığı sulama yöntemleri almış, yeterince ve zamanında sulamanın yüksek verimin anahtarı olduğunu herkes bilmektedir. Daha çok sulama anlayışının yerini asmanın istediği zaman ve miktarda su verilmesi almıştır. Üreticiler uygun su kaynaklarına ulaşabildiği sürece damla sulama yöntemini tercih etmektedirler. Hatta bazı bölgelerde toprak altı sulamam sistemleri kullanılmaya başlanmıştır. Tüm bunların sonucu olarak hem verim ve kalite arttı ve hem de en önemli kaynak olan su daha az tüketilmeye başlanmıştır. Birim alanda su tüketimi artmak yerine önemli düzeyde azalmıştır. Gereksiz sulama yapılmadığı için yabancı otların yoğunluğu da ilerleyen yıllarda önemli düzeyde azalma gösterecektir.

Hastalıklar ve zararlılarla mücadelenin yüksek verim almanın en temel gereklerinden birisi olduğu artık çok daha iyi bilinmektedir. Diğer yandan kalıntı sorunu tüm üreticilerimizin farkına vardığı bir sorun haline gelmiştir. Bu nedenle çok kimyasal kullanmak yerine etkili ve zamanında uygulama yapılması ön plana çıkmaya başlanmıştır. Geriye dönük olarak takip sisteminin geliştirilmesi ile birlikte üretici yapmış olduğu tüm uygulamaları kayıt altına almaktadır. İyi tarım uygulamaları ve organik tarım uygulamalarının yanında kontrollü entegre tarım uygulamaları başlatılmıştır. Bu sayede üreticinin bir yılda yapmış olduğu tüm uygulamalara artık kolaylıkla ulaşılabilmektedir.

Artık yüksek verim elde etmek zor olmadığı gibi her şey değildir. Elde edilen ürünün pazarlanması daha önemli bir hale gelmiş durumdadır. Bunun en kolay yolu ise tüketicinin istediği ürünü üretmektir. Üretici artık kabul etmeli ki üretenin ne istediği değil, tüketenin neyi talep ettiğidir.

Konumuz bağcılık olduğuna göre neyi nasıl üretelim sorusuna cevap aramak durumundayız. Ülkemizde üretilen üzümün büyük bir bölümü kurutulmaktadır. Son yıllarda sofralık üzüm ihracatı önemli bir düzeye ulaşmıştır. Yeterli mi? Kesinlikle değil. Bu gün İtalya yaklaşık 8 milyon ton üzüm üretmekte ve bunun ekonomik büyüklüğü 6-6,5 milyar dolar düzeyindedir. Türkiye yaklaşık 4 milyon ton üzüm üretmekte, ekonomik değeri ise1,2-1,3 milyar dolar civarındadır. İtalya üzümünü ortalama 80 cent e pazarlamakta, bizim üzümümüzün değeri ise bunun yarısı bile değildir.

Üretici kendi isteğini üretmekte direnmekte, işletmeci ise istediği üzümü bulamadığından şikâyetçidir. Herkes üstüne düşeni yapmalı, amacımız üzüm yemek, bağcıyı döğmek değil.

Öncelikle ne üretileceğine karar verilmeli. Her amaca yönelik üretim mümkün değil. Aslında burada temel sorun Sultani Çekirdeksiz çeşidinde. Sultani Çekirdeksiz öyle bir çeşit ki, ister sofralık üret, ister kurutmalık, istersen de pekmez yap. Ancak sofralık üretim tekniği başka, kurutmalık olursa teknik farklı olmalı.

Kurutmalık üretim kısmen daha kolay. Budamayı 14-15 gözlü 5-6 bayrak üzerinden yapıp, 2-3 gözlü 4-6 adet de ırgat bırakmak ilk aşamada yeterli gelmektedir. Ardından gözler uyanmadan %4 lük bir bordo bulamacı, sonra Mildiyö (Poronos), Külleme ve Salkım Güvesi mücadelesi yerinde yapılıp sulaması ve gübrelemesi zamanında ve yeterince yapılırsa genel olarak başarılı bir üretim sezonu tamamlanabilir.

Aslında bilinenin aksine hasat dönemi ve sonrası da en az o döneme kadar yapılan iş ve işlemler kadar önemlidir. Mevcut sistemde üzüm hasat edilir, kurutulur, savurulur ve satılır. Hasat işleminin ve sonrasının nasıl yapıldığı çok önemli değildir. Diğer yandan, bu yolla pazarlanabilecek üzüm miktarı zaten bellidir. Kalite unsurlarına çok da dikkat etmeyen ülkeler hedef pazar olarak seçilirse biraz daha düşük fiyatla olmakla birlikte üzümünüzü pazarlayabilirsiniz.

Son yıllarda bandırılarak kurutulan üzümlerin bandırma işlemine tabi tutulması yerine doğrudan serilerek potasının sergide üzümün üzerine püskürtülmesi işlemi uygulanmaktadır. Bu sistemde püskürtme yapılırken kullanılan ekipman genellikle aynı zamanda zirai mücadele amacıyla da kullanılmaktadır. Bu yöntem beraberinde birçok sıkıntılara neden olabilmektedir. Bu tür bir uygulama yapılması durumunda daha önce yapılmış olan ilaçlamalardan kaynaklanacak kalıntı sorununa neden olacaktır. Unutulmamalıdır ki ne kadar temizlenirse temizlensin, ilaçlamalarda kullanılan ekipmanlarda mutlaka ilaç kalıntısı kalacaktır. Üzüm kurutma işleminde mümkün olduğunca bandırma yöntemi kullanılmalıdır. Eğer mutlaka püskürtme uygulanacak ise bu durumda da daha önce ilaçlamada kullanılan alet ve ekipmanlardan kesinlikle uzak durulmalıdır. Kuru üzümlerde de kalıntıyla ilgili sorunların yaşanmaması için özellikle üreticiler çok dikkatli olmalıdır.

Sofralık amaçlı üretimde ise Sultani Çekirdeksiz çeşidinde 10-11 gözlü 6-7 bayrak (ürün dalı) ile 2-3 gözlü 4-6 ırgat (yedek) bırakıp, kültürel uygulamalar ile zirai mücadeleye dikkat edilmelidir. Sofralık amaçlı üretimde kültürel uygulamalar biraz daha önem kazanmaktadır. Büyüme düzenleyici uygulamaları, salkım seyreltme, çilkim seyreltme sürgün çıkarma, yaprak alma, sürgün ucu alma gibi yeşil budama uygulamaları daha dikkatli yapılmalıdır. Sulama ve gübreleme çok daha titiz bir şekilde takip edilmelidir.

Sonuç

Sonuç olarak, ülkemizde bölgesel anlamda bağcılığa geçiş yapılmalı, hangi bölgede hangi üretimin yapılacağı belirlenmelidir. Ancak bunun yanında, pazarlara yakın olan Ege Bölgesi gibi yerlerde alternatif üretim yöntemlerine de gidilmelidir. Örneğin, bu bölgede uygun yerlerde renkli sofralık çeşitlerle bağcılığa başlanmalıdır. Uygun sofralık çeşitlerle yeni bağ tesis edilmesi önümüzdeki yıllarda üzüm ihracatı için oldukça önemlidir.

İhracata yönelik yeni bağlar kurulurken ülkemizin çeşitlerinin tercih edilmesi, üzüm ihracatının artışını sağlayabilir. Diğer çeşitler zaten başka aktörler tarafından pazara sunulmaktadır. Gerek ekonomik ve gerek ise siyasi tercihler nedeniyle o çeşitlerle yapılacak üretimlere biz zaten baştan dezavantajlı girebiliyoruz. Onun için yeni alternatiflerle pazara girmek şansımızı artıracaktır.

Son yıllarda çok sayıda yeni üzüm çeşidimiz tescil edilmiştir. Bu çeşitlerin reklamı yapılmalı, sadece ülkemize değil tüm dünyaya tanıtılmalıdır. Özellikle bazı çeşitlerin ön plana çıkması beklenmektedir. Örneğin, erkenciliği ile Spil Karası ve Ece çeşitlerinin pazarda önünün açık olduğu bir gerçektir.

Biz sahip olduğumuz ekolojik avantajları ekonomik avantaja çevirebildiğimiz oranda başarılı olabiliriz. Bu da her konu için olduğu gibi bağcılık açısından da yeni alternatifler sunarak mümkün olacaktır. Tüketicinin talebini dikkate alarak üretim yapabilirsek, onların istediği üzümü kendi istediğimiz fiyata satabiliriz.

Yorumlar